PEYGAMBERİMİZİN HAYATI   /   Hakan KALAYLI

 73. Sayı

 

    Ya Resulullah Kılıcım Yok

 

Peygamber damadı mübarek sahabe Hz. Ali (r.a) hızla arkadaşlarının yanına çarpışmak için koşarken, kâfirlerden Âs bin Said'i gördü. Aldığı yaraların acısı ve can havliyle uluya uluya toprağı tırnaklıyordu. Hz. Ali (r.a) bir kılıç darbesi ile bu kâfirin de canını layık olduğu yere yolladı.

Öğlene yakın saatlerde çarpışma tam bir ölüm-kalım savaşı halini almıştı. İki taraf da kazanmak için var gücü ile kavga ediyordu. Müminler, şehit veriyor; küffar, ebedi felâkete sürükleniyordu. Derken Ebül Yeser (r.a), Kureyş bayraktarlarından Ebu Aziz bin Umeyr'i esir aldı.

Şimdi Kureyş'in istiklâl timsali bayrak, adi bir bez parçası gibi Müslümanların ayakları altında ve bayraktarları da elleri arkasından bağlı olarak esirleriydi. Hadise müşrikleri adeta çarptı. Zaten Mekke reisleri de birer birer katlediliyordu. Düşmanın şaşkınlığı giderek artmaktaydı. Nasıl olur; şu bir avuç insan, neredeyse silahsız oldukları halde karşılarında nasıl tutunabilir; nasıl dayanabilir; kendileri ile nasıl dişe diş mücadele verebilirlerdi? Ne var ki manzara, eşit mücadele şeklini de aşmış; Müslümanlar hâkimiyeti ellerine almaya başlamışlardı. Bu sebeple bir tedbir olarak o gün liderleri ve başkumandanları olan Ebu Cehil Amr bin Hişam'ı gizlemeye başladılar; ama aynı zamanda cephelerinde de fire vermeye başladılar: Halid bin Âlem ismindeki kâfir bir yolunu bulup firar etti. O'nu fırsatını buldukça başkaları takip etti. Küffar, ardı ardına esirler veriyor, adamları ardı ardına ölüyordu. Düşmanda şaşkınlık son haddindeydi. Mahzumoğulları, aralarından değişik kimseleri Ebu Cehil gibi giydirerek hedef şaşırtmak istediler fakat yine kaybeden kendileri oldu. Hazreti Hamza bunlardan Ebu Kays, Hazreti Ali de Abdullah bin Münzir'i Ebu Cehil'in gözü önünde katlettiler. Ebu Cehil, homurdanıyordu:
-“Aksilik, Süraka ve adamlarının firarı ile başladı. Onların firarı korkakları daha da adileştirdi. Ben bilirim Süraka’ya ne yapacağımı! Hele bir Mekke’ye döneyim o zaman görecek harpten kaçmak neymiş. O kaçınca bizim ödlekler de bir bir çözüldü.”
-“Ya Eba Cehil hani Kürz ibni Cabir de gelmedi?”
-“Gelmez tabii. Kurnaz adam şu vaziyette ölmeye mi gelsin.”
Evet; hakimiyetin İslâm ordusuna geçtiğini haber alan Kürz, Kureyş'e yardıma gelmekten vazgeçmişti. Ukbe bin Ebi Muayt, Hicretten evvel Mekke'de Sevgili Peygamberimize işkence yapan en taşkın kâfirlerden biriydi. Hicret üzerine fahri kâinat aleyhine bir manzume yazmıştı.
 

Hicret edince Mekke'den/ Kurtulduğunu sanma!

Ey Kusva'nın suvarisi/ Rüzgârdan hızlı atımla

Tez zamanda olacağım karşında/ Mızrağıma kanınla su verecek

Kılıcımla vuracağım boynuna.

 

Efendimiz bu mısraları işitince;
-“Allah’ım Ukbeyi ağzı üzerine yere çal!” diye dua ettiler. İşte meydanı boş bulduğunda uluorta atıp tutan bu zalim; Kureyş ordusu Bedir'de gerilemeye başlayınca kaçmaya ilk davrananlardan biri oldu. Ama bindiği at, hırçınlaşarak onu üstünden attı. Ağzı üzerine yere çakılmıştı. Abdullah bin Seleme (r.a), yetişerek esir aldı ve esirlerin toplandığı yere götürerek muhafızlara teslim etti.

Kahramanların en büyüğü aziz mücahidler, muhacir veya ensardan şehid verdikçe yürekleri kor ateşler gibi yanıyor; azimleri artıyor; her kâfirin katlinde şevkleniyorlardı. Hatta bazen kılıçlar bile o yiğitlere yetmiyordu. Hz. Ükkâşe bin Mıhsan (r.a) her sahabe gibi döne döne, vura vura, düşmanın üstüne gide gide dövüşüyordu. Ükkâşe hazretleri, bütün hançeresi ile "Allah-ü Ekber!" diye bir sayha kopararak kılıcını savurdu. Simâk bin Hareşle'nin kellesi havada helezonlar çizerek toza toprağa bulandı ama mübarek sahabenin kılıcı da kabzaya yakın yerden "çınn" diye koptu. O heyecanla koşulacak yere koştu;
-“Ya Resulüllah (s.a.v) kılıçsız kaldım!” Diğer her mücahit gibi yapış yapış terler ve kan içindeydi. Bu kanlar ya kendi yaralarından akıyordu veya bir şehidi alıp arka saflara taşırken bulaşıyordu veya bir İslâm düşmanından sıçrıyordu.

Sevgili Peygamberimiz, yerden bir hurma dalı alarak büyük muharibe uzattılar:
-“Bununla devam et.” Ükkâşe bin Mıhsan (r.a) dalı kaptığı gibi cepheye koştu. 'Bir hurma çubuğu ile zırhlı ve kılıçlı düşmana karşı ne yapabilirim' fikri beyninin en dip hücresinden bile geçmedi. Karşısına çıkan ilk kâfire tâ ciğerlerinden kopup gelen bir derin ihlâsla "Bismillah!" diyerek elindeki hurma dalı ile hamle yaptı. O an sevgili Peygamberimizin büyük bir mucizesi gerçekleşti. Ükkâşe hazretlerinin düşmana savurduğu hurma dalı, daha havada iken uzun, parlak ve sırtı sağlam keskin bir kılıca dönüştü ve kâfiri cansız yere serdi. Ükkaşe (r.a) "El'avn" ismini verdiği bu kılıçla bütün gazalara iştirak etti.

Ubeyde bin Said ise gözleri hariç baştan ayağa zırh içinde olduğu halde atının üstünde övünüp duruyordu. Zübeyr bin Avvam (r.a)’la karşılaştı. Büyük mücahid, yaradana sığınıp öyle bir nişan aldı ki mızrağı kâfirin gözüne isabet ettirdi ve O'nu attan bir demir külçesi gibi yere yuvarladı; kâfir ölmüştü. Zübeyr (r.a), ayağıyla düşmanın kafasına basarak mızrağı ancak çekip çıkarabildi.

Bütün ashab, şu ân aynı ulvi gaye için yaşıyor veya ölüyordu: İlayı kelimetullah. Bu sebeple destanların anlatmaya yetmeyeceği bir kahramanlıkla vuruşuyorlardı. Hazreti Ali, Hazreti Hamza, Ebu Dücane, Ammar bin Yasir, Zübeyr bin Avvam, Bilâl-i Habeşî, Abdurrahman bin Avf, Suheyb bin Sinan, Abdullah bin Seleme, Zeyd bin Harise, Numan bin Asr, Ebu Huzeyfe, Ubeyde bin Haris, Sabit bin Ciz, Mücezzer bin Ziyad, Muaz bin Amr, Hazreti Ömer, Yezid bin Abdullah, Harice bin Zeyd, Said bin Rebi, Ma'n bin Adiy, Numan bin Malik, Yezid bin Rukayş, Ebu Bürde bin Niyar, Ebül Yeser, Muaz bin Afra, Muavvez bin Afra, Harice bin Zeyd, Hubeyb bin Yesar, Huseyn bin Haris, Osman bin Mazun, Halid bin Bükeyr, İlyas bin Mükeyr, Sa'd bin Ebi Vakkas, Malik bin Rebia, Abdullah bin Seleme ve diğerleri Rıdvanullahi Teâla aleyhim ecmain, karşılarına çıkan kâfirleri cansız yere seriyorlardı.

Mücahitler, kâfirlerden bazısını da canlı olarak yakalayıp esir ediyorlardı. Aslında müşrikler zor anlarında kılıçtan kurtulup esir olmayı artık cana minnet bilmeye başlamışlardı. Ancak müminler, bu adamlardan neler çekmemişlerdi ki! Bu sebeple Resulüllah (s.a.v)'ın karargâh muhafızlarından Sa'd bin Muaz (r.a), bir kâfir esir alınarak Müslümanların eline geçtiğinde "ah keşke öldürülseydi" diye içten içe hayıflanıyordu. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) sual buyurdular;
-“Ya Sa'd halinde bir hoşnudsuzluk görüyorum.”
-“Evet ya Resulüllah (s.a.v) Keşke elimize düşen her kâfiri katletsek! Esir olmakla canlarını kurtarıyorlar.” Tabii az da olsa müminler de şehit veriyorlardı. Mesela düşmana "bilekleri yoruluncaya kadar kılıç sallayan" Avf bin Haris (r.a) Ebu Cehil tarafından şehit edilmişti. Henüz on altı yaşında olduğu için sefere kabul edilmeyen; bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v)'den yalvararak izin alan Umeyr bin Ebi Vakkas (r.a)’ da genç bir kartal gibi kanının son damlasına kadar vuruşmuş ve nihayet Amr bin Abdi Ved tarafından şehit edilmişti.

Meşhur Kureyş reislerinden Tuayme, Safvan bin Beyza (r.a)’ı şehit etti; fakat Hz. Safvan (r.a)’ın kanı yerde kalmadı. Hazreti Hamza (r.a)’ da mübarek kılıcı ile kâfirin işini bitirdi. Ebu Cehil'in kardeşi Âs bin Hişam'ı ise Hazreti Ömer ile Yezid bin Abdullah (r.a) katlettiler. Kureyş’in en mühim reislerinden bir de Ümeyye bin Halef vardı. Hazreti Bilâl (r.a)'in efendisi yaşlı ve şişman adam. Bilâl (r.a)’ı Allah'a ve Resulüne imandan vazgeçirmek için tandır üzerindeki sac gibi yakıcı kumlar üzerine yatırıp ağır kaya parçalarını göğsüne koyan; ağzında tükürüğün zerresi bile kalmadığı halde bir damla su vermeyen; boynuna ip takıp çocukların eline verdikten sonra Mekke sokaklarında seyirlik bir mahlûk olarak gezdiren ve "ehad / Allah bir" dedikçe işkenceyi arttıran taş kalpli zalim. Bu zalim, yaşlılık ve şişmanlığını korkaklığına maske yapmak istemiş ve fakat Ebu Cehil şirretinin ağır tahrikleri yüzünden istemeye istemeye harbe dâhil olmuştu. Yüce Allah, O'nu harbe dâhil etmişti; çünkü başına gelecekler vardı. Bu adam ve oğlu Ali, harbin sonuna kadar dayandılar. Ama ümitleri kalmayınca can tasası ile her ikisi de eskiden dostları olan Abdurrahman bin Avf (r.a)’a iltica ettiler. Fakat tam o sırada Bilâl-i Habeşî (r.a)’ın gözüne çarptılar. Peygamber müezzini o güzel sesi ile bağırdı:
-“Ey Allah askerleri! İşte kâfir ve facirlerin reisi Ümeyye bin Halef burada! İslâm’ın şeref ve izzeti için onu öldürünüz!” Muaz bin Harisle ensardan bazıları yetişip kılıçları ile bu İslâm düşmanını ortadan kaldırdılar. Oğlu Ali'yi ise büyük ve çilekeş mümin Ammar bin Yasir (r.a) katletti. Bir daha ki sayımızda görüşmek üzere Allah(c.c)’a emanet olun. Esselamü Aleyküm.

.

 

Yazara Mail GönderYazdırBaşa Dön